Kadin duyarligi acisindan sevinc cokum'un hikayeleri.
Article Type: Critical Essay
Subject: Women authors (Criticism and interpretation)
Women (Portrayals)
Social status (Portrayals)
Author: Argunsah, Hulya
Pub Date: 06/01/2000
Publication: Name: Kadin/Woman 2000 Publisher: Eastern Mediterranean University Audience: Academic Format: Magazine/Journal Subject: Social sciences; Women's issues/gender studies Copyright: COPYRIGHT 2000 Eastern Mediterranean University ISSN: 1302-9916
Issue: Date: June, 2000 Source Volume: 1 Source Issue: 1
Persons: Named Person: Cokum, Sevinc
Accession Number: 95791451
Full Text: Ozet

1970 sonrasinda Turk edebiyatinda kadin yazarlarin sayisinin cogalmasi dikkatlerin "kadin edebiyati" ve "kadin yazar" olgusu etrafinda toplanmasina sebep oldu. "Kadin edebiyati diye ayri bir edebiyat var midir? Kadin yazarlar daha cok nelerle ilgilenirler?" gibi sorular zihinleri mesgul etmeye basladi. Bir taraftan bu sorular etrafinda tartismalar yapilirken, diger taraftan kadin yazarlar eserlerini yayimlamaya devam ettiler. Son donem kadin yazarlarinin buyuk bir kismi "kadin edebiyati" ve "kadin yazar" kavramlarinin buyuk bir kismi "kadin edebiyati" ve "kadin yazar" kavramlariin disina cikarak genel edebiyatin kadin yazari olma tercihlerini ortaya koydular. Eserlerinde yer alan kadin yazari olma tercihlerini ortaya koydular. Eserlerinde yer alan kadin dunyasiyla ilgili unsurlarin ise hayat tecrubelerinden kaynaklandigini savundular. Bu sedeple ayri bir "kadin edebiyati" kavrami yerine "edebiyatta kadin duyarligi" soylemini uygun goruldu.

Sevinc Cokum, Turk edebiyatinin 1970'te tanistigi bir kadin yazardir. Hikayelerinde Turk sosyal yasami icerisinde kadinin durumunu belirleyen unsurlar, kadin ve toplum birlikteligi icerisinde verilir. Colisma hayati icinde kadinin durumu, evlilik iliskileri, bosanmalar, yaslilik ve zamani sorgulama Cokum'un hikayelerinde kadin dunyasiyla ilgili olarak yer almaktadir. Yazar bu konularin toplumsal sorunlarimiz oldugunu dusunur ve bu toplumsal soruna kadinin duyarlik dunyasi uzerinden cevaplar verir.

Sevinc Cokum, kadinin ozgurlugunu kazanabilmesi icin ekonomik ozgurlugunu kazanmasi gerektigini vurgular. Fakat Turk toplumunda kadinin calisma hayatina gecisi kolay olmayacaktir. Cunku gelenekten gelen yaklasimlar ve kadinin kendi dogasindan getirdikleri onun tezatlara duzmesine sebep olmaktadir.

Cokum, ailenin devamina de inanan bir yazardir. Bu sebeple hikayelerde bosanma, onerilen bir durum olmadigi icin sikca kullanilmaz. Ama siradanlasan evlilikler ve askin tukenisi, onun kafasini dolayisiyla hayal dunyasini ve kalemini mesgul eder. Kadinlarin onemli korkularindan birisi olan zamanin akisi ve yaslanma Cokum'un hikayelerinde daha cok degisen zaman ve kaybolan guzellikler olarak kendilerini bulurlar.

Yazarin bu temalar etrafinda cizdigi kadin tipleri ise geleneksel Turk sosyal hayati ve bunun icinde yasayan kadina uygun olarak itaatkar, sabirli ve isyani dusunmeyen kadinlardir.

Summary

The increasing number of women authors in Turkish literature after 1970 introduced new concepts as "women literature" and "women authors" in Turkish contemporary literature studies. These brought some new discussions whether there could be a distinct topic such as women literature and led the critics to make inquiries about the main interest of the women authors. Meanwhile discussions on these topics were carried on by critiques, women authors continued to publish their works in increasing numbers. The recent women authors claim to be considered as women authors of the Turkish literature rather then being members of the women literature. They also defended the existence of feminine motifs in their works merely deriving from life experiences. It is for this reason that a new concept as the "women's sensitivity in literature" was preferred to the concept of "women literature" by the majority of these authors.

Sevinc Cokum, who is an author defending these criteria, made her debut to the Turkish literature in 1970. The motifs revealing the women's position in the Turkish social life is reflected as a combination of woman and society. The position of women in the working environment, marriage relations, divorces and questioning the time past at old age, are taking place as part of the women's life cycle. The author thinks that these problems are in fact their own social problems and she tries to answer these through the sensitivity of a woman.

Sevinc Cokum believes that a woman had to gain her financial independence so as to get her own personal independence. But it is clearly reflected in her works that the transition of woman from domestic life to working life is not on easy task. This will cause her to be in conflicting mind mainly because of her unconscious behaviors merely based on her traditional growth and her own nature.

Edebiyatta Kadin Duyarligi

1970'li yillardan itibaren Turk edebiyati oldukca fazla sayida kadin yazarla ve onlarin eserleriyle tanisti. Edebiyatta kadin yazar sayisinin bu yillarda belirgin bir sekilde artisinin sebebi kadin hareketlerinin kazandigi hizdir. Halbuki edebiyat, her donemde kadin yazarlarin katkisina acik olmustur. Turk edebiyati soz konusu edildiginde Tanzimat sonrasinda gelisen ve sosyal hayatla birebir denilebilecek bir yakinlikta devam eden bedebiyatta da kadinlar olabildigince yerlerini aldilar. Birinci Dunya Savasi ve istiklal Savasi yillarinin olaganustu sartlari kadinlari hayatin butun cercevesi icerisinde oldugu gibi edebiyatta da aktif bir katilima zorladi. Ustelik bu yillarin bizdeki feminist hareketlerin ilk adimlari ile yan yana oldugu dusunulurse yapilan calismalarin ve ortaya cikan urunlerin ne kadar anlamli oldugu farkedilebilir. Ardindan Cumhuriyet yillarinin Anadolusu ve Anadolu insani icin cirpinan, yeni devlete ve onun ilkelerine sahip cikan idealist kadin yazarlari yetisti. Fakat hicbir zaman edebiyati mizda kadin yazar sayisi 1970 sonrasinda oldugu gibi sayica bir coklugu gostermemistir. Kadinlar bu tarihe kadar edebiyatin daha cok bir tuketicisi olarak dusunulur ve yazdiklari da bir 'ic dokme' gibi algilanarak ciddiye alinmazken, bu tarihten sonra edebiyat birdenbire kadinlardan da sorulmaya baslanir. Bununla birlikte edebiyatin ozellikle hikaye, roman, deneme ve gezi yazisi turlerinde iyi eserler uretilir. Bu kadinin sosyallesme surecinin vardigi cok onemli nokta ile izah edilebilir. Bu sosyallesmeye paralel olarak kadinlar dogrudan dogruya feminist soylemlerin aracisi olmak, ya da pembe duslerin, ince sizlanislarin, kirik duygularin, zarif hayallerin sozcusu olmaktan cogu kez bilincli olarak uzaklasarak edebiyati ciddi bir is olarak kabul etmislerdir. Kisacasi bu, artik sosyallesen, hayatin icerisinde onemli rolleri ustlenmis, ve durumunun da idrakinde olan kadinin sanatta gelismis bir kafa ve kurgu dunyasiyla ise koyulmasidir. Bu durum bir yandan kadinlarin urettikleri edebi urunlere bir seviyenin gelm esini saglarken diger yandan edebiyatta 'kadin yazar' olgusu uzerinde dusunmeyi de baslatmistir.

1970 sonrasinin kadin yazarlari, onceki donemlerde yazan bircok kadin yazardan bizzat kendi cinslerine bakis ve anlatislari bakimindan ayrilirlar. Kadinliklarini, kadin olmanin getirdigi farkli bir algilama ve yansitma bicimini, kadinlik tecrubelerini yazarliklari icin ayri bir zenginlik dunyasi olarak kabul ederler. Sadece kadin okuyuculari hedefleyen bir yazar olmanin otesine gecerek genel bir edebiyat okuyucusuna seslenmeye calisirlar. Bu sebeple de boyle bir algilamayi benimseyen kodin yazarlar, kadinlardan cok genel anlamda insanligin meseleleriyle ilgilenirler. Fakat bunu bir kadin duyarliginin birlikteligiyle yaparlar. Onlarin dis dunyayi seyrettikleri pencere, kadinin ic dunyasinin ve algilama alaninin inceliklerine de sahiptir. Dolayisiyla sosyal hadise burada yaratilisi sayesinde farkli bir algilama bicimine sahip kadinin duygu ye dusunce dunyasi uzerinden gecerek zenginlesir. Bunun adini edebiyatta "kadin duyarligi" olarak belirlemek gerekir.

Son donemin kadin yazarlart, edebiyattaki bu "kadin duyarligi" soyleyisini benimseyerek kadin edebiyati ve kadin yazar gibi kavramlardan uzak durmaktadirlar. Ana hedef toplumdur. Dolayisiyla do onun icinde yer alan insandir. Bu insan zaman zaman kadin olmakla birlikte insan olmayi kadin olmaya oncelemis kadindir. Bu sebeple dogrudan dogruya kadinin meseleleri yerine insanin ve icinde yasadiklari toplumun meseleleri ilgi ve faaliyet alanlarini olustursa da bir kadinlik tecrubesi -feminist bir yaklasimla olmasa bile- eserlerde yerini bulur. Bu sadece anlatilanlardo degil anlatim bicimlerinde de kendini gostermaktedir. Tasvirlerdeki ince dikkat; ev icine ve ic dunyaya yonelik ayrinti bilgisi; secilen kelimelerin ve kavramlarin dunyasi; renk, koku ve bicimi farkedis ve bunlari anlatislarda beliren 'kadinca' bir cizgi kolayca ayirt edilebilmektedir. Bircok kadin yazar gibi Sevic Cokum'un eserleri de bu ozellikleri tasimaktadir.

Sevinc Cokum'un Eserleri

Sevinc Cokum, son donem Turk edebiyatina hikaye, roman, senaryolariyla katkilarda bulunmaktadir. Edebiyat dunyasinda 1972'de Egik Agaclar adli ilk hikaye kitabi ile ismini duyuran Sevinc Cokum, hikaye yazmayi surdurmesi yaninda, romanda da basarili ornekler vermistir. Ozellikle Hilal Gorununce adli romani ile Turk romanciliginda hakli bir yerin sahibi olmustur. Simdiye kadar yazdigi hikayelerini Egik Agaclar (1972), Bolusmek (1974), Makina (1976), Derin Yara (1984), Onlardan Kalan (1987] ve Rozalya Ana (1993] adli kitaplarda toplamistir. (1)

Yazarin romanlari ise Zor (1977), Bizim Diyar (1978), Hilal Gorununce (1984), Agustos Basagi (1989), Cirpintilar (1991) ve Karanliga Direnen Yildiz (1996) isimlerini tasimaktadir.

Sevinc Cokum'un Hikayelerinde Kadin Duyarligi

Sevinc Cokum'un eserlerinin butunu, hem romanlari hem de hikayeleri kadin duyarligi acisindan degerlendirildiginde, onun feminist soylemi paylasarak kadin haklari mucadelesini eserine tasiyan bir yazar olmadigi gorulur. Yakin zamanin bircok kadin yazari gibi bundan ozellikle kacinan yazar, toplumun bir parcasi olarak gordugu kadini yine bu butunlugu icerisinde ele alir. Toplumda bir yara varsa bu anne, es, sevgili ya da insan olarak kadini da etkilemektedir. O halde kadin toplumdan ayri bir parca degil hatta belki de en duyarli parcadir.

Sevinc Cokum, hizli degismenin insanlar uzerinde meydana getirdigi olumsuzluklari, kusaklar arasi kopukluklari, kalabaligin icerisinde fert olarak var olma mucadelesi veren her yasta ye cinsteki yalniz insanlarin dunyalarini, yozlasmanin alip goturduklerini, sosyal hayatta meydana gelenlerin insan uzerindeki tahribatini kendine ozgu bir duyarlik dunyasinin icerisinden suzerek verir. Degisen dunya uzerinde degismeden kalmak icin direnenler bas dondurucu gidise yazarin gozleriyle bakarlar. Etraflarinda bin bir itina ile saklanmis hatiralar, hatira yuklu esyalar, mekanlar ve insanlar, eserin mesajini tasiyan semboller, degismeye karsi koyamazlar hatta bu degismeyi kabul ederler. Ama kaybolanlar karsisinda da sikayetcidirler. Bu durumu pekistirmek uzere arka planda unutulmus bir sarki, yillardir soylenmemis bir turku ne zamandir kokusu farkedilmemis bir cicek varligini hissettirir. Genel olarak bir yazar anlaticinin benimsendigi hikayelerde dogrudan dogruya bir kadin hikayesi olabileceklerin sayisi ise azdir. "Ka dinca", "Yureklere Ugramak", "Denizin Dalgasi Saclarin", "Yabanci Sokaklar", "Kaybolmus Aksam Alacalari", "Tavus Kusunun Donusu", "Beyaz Sessiz Bir Zambak", "Kocaman Akca Bir Ev", "Rozalya Ana", "Goc Sonrasi", "Bolusmek", "Evlerin Isiklari" gibi hikayeler bu turdendirler. Buna karsilik toplumun ve ailenin onemli bir bireyi olarak her konum ve yastaki kadinlar hayatlariyla, meselelerlyle, duygulariyla hikayelerin dunyasini tamamlayan onemli bir oge durumundadirlar. Yazar, bir kadin olarak bu farkli dunyalari yansitmakta ustaca davranmaktadir. Bu yansitma sirasinda kullandigi uslupla anlatilmak istenenler daha belirgin bir boyut kazanmaktadir.

Sevinc Cokum, romanlarinin aksine hikayelerinde dar bir sahis kadrosuyla hareket eder. Bunlar siradan, basit insanlardir. Ama, butun bir sosyal hayatin boyutlarini hissettirebilecek zenginlige sahiptirler. Zaten yazarin hedefi, insanin ic dunyasinin zenginliklerini sergilemektir. Boylece yazar hikayenin dunyasinda fazla kabarik olmayan ancak duyulari gelismis insan kadrosuyla zengin bir alemin anlatimini gerceklestirir.

Sevinc Cokum'un eserlerinde toplumun her kesiminden ve her yas grubundan kadinlar vardir. Genc kizhktan yasliliga kadar butun yas donemlerindeki kadinlar kendi meseleleriyle, duygu ye dusunce dunyalanyala hikayelerdeki yerlerini alirlar. Onlarin evlilik ye ask anlayislari, beklentileri, kirginliklari, sancilari; calisma hayati icerisindeki durumlari ve sikintilari; yash kadinlarin gecmisi sorgulayislari ye cogu zaman bir pencereden ibaret olan dunyalari yazarin yorumlariyla zenginleserek okuyucuya sunulmaktadir. Bu yorumlarda dikkati ceken, Cokum'un kadinlarinin bas kaldiriyi dusunmeyen, sessiz, uysal ve itaatkar kadinlar olmalaridir. "Bir Eski Sokak Sesi" adli hikaye hayata ve onun getirdiklerine karsi kadindaki sonsuz katlanisi aktarmasi bakimindan cok anlamli bir hikayedir. Yazar anlaticinin kullanildigi hikayede, bir cocukluk hatirasina donulur. Bitisik evin duvarinda gazete kagitlariyla kapatilmis bir soba borusunun deligi bu kagitlarin cikarilmasiyla ayri bir dunyaya giden yolun baslangici olur. "Merakt an buyuyen ve seytanlasan gozleri"yle iceriye bakan cocuk, huzun sarisi bir oda ve huzun sarisi bir kadinla karsilasir:

Disarida, isikli, renkli, kosan bir hayat var; icerde, sessizlige boynunu bukmus bir hasta kadin... O ne guzel kadindi... Yastigina dagilmis, bugday renkli saclarinda, hayatin isiklari kivrim kivrim dolasirken uzerine olumun kanatlari egilmisti.

Cocuktum ya, deli doluydum. lcimden 'heyl' diye seslenmek geldi birden. Seslendim Sari bugdaylar kimildadi. Agzinin iki yanindaki katlanis cizgileri derinlesti. Yorgun gozleriyle etrafina bakindi. (...) Sonra, yine bir noktaya dodi gozleri.

Aciya isyan ettirmeyen bu guc ona nereden geliyordu? Neden solgun guzelligi, gulumser gibiydi? Bu insanustu sabir, hayati, o buyuk yalani kavradigi icin miydi? Belki de, bir yerde gulenleri dusunerek gulumsuyordu. Ucuncu cocugunu dogurduktan sonra hastalanmish. Kimildamayan bacaklari, cabasini ve mutlulugunu kemiriyordu. O hastanede yatarken, kocasi bir baska kadinla beraberdi. Uc cocugu neredeydi o zaman, hatirlamiyorum. (2)

Bu sessiz, sabirli, itaatkar tavir Sevinc Cokum'un sadece hikayelerinin kadinlarinda degil, romanlarinin kadinlarinda da hakim bir davranis bicimidir. Hayati, dunyayi ve onlarin meselelerini bu sekilde algilayis ve onu yasayis bicimi yazarin kadina en cok yakishrdigi ve kadinlarda en cok gozlemledigi hal olmalidir. Bu aslinda, kadinlarin, dis dunyanin butun mudahalelerine ragmen ozel hayatin cekismelerden, parcalanmalardan uzak tutlmasi, bazi degerlerin korunmasi ve devami adina kendilerine uygun gordukleri davranis bicimidir. "Rozalya Ana" adli hikayede Asya'ya surulen Kirim Turklerinin tekrar kendi topraklarini vatan tutmalarini anlatirken kadindaki bu engin itaat duygusu tarihe ve milletin yasadigi meselere dogur da genisletilir. Hikayenin ana kahramani Rozalya Ana yazarda su duygulari yuandiri:

Elcegizleri kizarik bukuk, kalm kaba hirka veya yeleklerinin ceplerinde isinmak icin depresip durudu. Bazen de bu eller, kul gorunusunde goguslerinin tam altinda birlesip toplanmis olurdu. Bunlar hic mi kadin olmadilar Tanrim? Hic mi guzel kokularin, yumusak yastiklarin, inceliklerin, askin, sevdanin yaninda bulunmadilar? diye sorasi gelirdi insanin. Ama bu kadinlari mutfaklarda, sicak ocak baslarinda coluk cocuk ihcinde gormeliydiniz. Konuskanlikari duvar aralarina sigmaz tasar, yegane zenginilikeri altin disleri parlar, yalanci kupeleri savklanirdi kulak uclarinda... Elleri, yuzleri, kokulari kadinlasirdi velhasi. (3)

Alintida yer alan Rozalya Ana'ya ait bu cozumlemeler, bir kadindan baslar ama butun bir kadinligi icerisine alir. Kadinlar farkli zamalarda ve mekanlarda ayni kadinlik tecrubelerini yasamaktadirlar. Sevinc Cokum da Rozalya Ana'yla, huzun sarisi kadinla, kaptanin kizi Bahar'la, Nahide gibi kadinlariyla hep ayni insanlik tecrubesinin boyutlarina ulasir. Onlar sirtlarinda ve yureklerinde tasidiklari butun insanligin yuku altinda kendi benlikerini yok etmeyi bilen kadinlardir. Hayatin kendilerine getirdikleri karsisinda isyani dusunmezler. Fakat ic dunyalarinda derin bir sekilde bunun sikintisini yasarlar. Toplumun baskisini omuzlarinda hissederken aslinda herhangi bir cikis yolu da bulamazlar. Arzu, istek ve hayalleriyle gercek dunyanin zorlayici sartlari arasinda kalmis bu kadinlarin en buyuk celiskileri, iclerinde devam eden kadinlik dunyasina karsilik dislarinda butun cetin sartlariyla devam eden gercek dunyadir. Hikayelerde bu cercevenin disina cikabilmis, bir sekilde hayati kendisine cevirebilmis olan kadin lar da vardir. Bunlar ekonomik ozgurlugunu elde edebilmis kadinlardir. Sevinc Cokum, kadinin calisma hayatina girmesi gerektigine inanan bir yazardir. Fakat toplum, bu istegi hatta zorunlugu onaylamakta geciktigi icin kadinin calisma hayatina gecisis kolay degil, uzun ve sancili olacaktir.

Hikayelerde Kadin ve Calisma Hayati

Hikayelerde kadinin calisma hayatina gecisi oncelikle aile ve yakin cevre tarafindan supheyle bakilan bir durumu yansitmaktadir. Diger yandan bu hayata atilmis kadinlarda ise bir parcalanmislik gozlenmektedir. Ornegin "Denizin Dalgasi Saclarin" hikayesinin Nahide'si gibi guclu gorunen, calismayi secmis kadinlarin bile iclerinde bir yerde oldurulememis evcillik duygusu sezilmektedir. Nahide adeta genlerle kendisine aktarilan 'kadinlik gorevleri'ni tartismasiz bir sefkat duygusunun arkasindan dusunur. Bu, calismak icin cesitli engelleri asmak zorunda kalan ya da calisirken bir yigin olumsuzlukla karsilasan kadinlarinkinden farkli bir duygulanistir. Yazar, Nahide'nin icinde bulundugu ruh halini soyle cozumler:

Sokak ve ev... Bu ikisi apayri seylerdi. Insan sokakta daha yalnizdi. Evden kopup birdenbire kendisini is hayatinin icinde bulan bir kadin, bu yalnizligi daha derinden duyardi. (...) Dukkani acilali epeyce zayiflamish. Akli evdeydi. Ev bakim isterdi. Evsiz hayat olmazdi. Ev... Biriken camasirlar, tazlanon esyalar... Bazen ogle vakti bir minibuse atlayip evine gidiyor, ortaligi kolacan ediyordu. Odalarin issizligi icini sizlatiyordu. Sanki bu ev canliydi, nefes aliyordu; onlarin yoklugunda gariplesiyor, boynu bukuluyordu. Nahide geldi mi o saatlerde uzerlerine gunes vurmus halilar, tozlu esyalar, mutfak ve balkonlar, yikayamadigi uc bes cay baradagi, hepsi seviniyarlardt. Ama bu ayriliga alismaliydi ev. Alismaliydl. (4)

Bu itaat duygusu, evcil ruh hali yazarin kadin hikayelerinin tamamina hakimdir. Bu tavir kadin hayatiyla ilgili olmayan hikayelerde ve sahis kadrosunun herhangi bir kosesinde yer alan kadinlarda bile kendini gosterir. Cunku Sevinc Cokum hayati, sefkatin hakim oldugu bir pencereden seyrettirir. "Kadinca" da yer alan ve bosanarak kendine ait ve 'ozgur' dedigi bir hayati kuran ressam Piraye, yazarin sahis kadrosunda baska ornegi olmayan bir kadin tiplemesi olarak gorunur. Fakat yazar onun ogzindan kadinda ekonomik gucun gerekliliginin savunmasini da yapar. Ustelik hicbir sosyal guvencesi olmayan Nemide'nin karsisinda olumsuz ama guclu, benligi gelismis bir kadin olarak belirginlesir. Piraye bir sanatcidir ve "sanatci onde gider" savunmasiyla ozgurlugunu savunur, Bu ozgurluk iki boyutludur. Ekonomik ve cinsel ozgurluk:

'Bence kadin erkek arasindaki esitsizlik, bir sure daha toplum kurallars cikmazinda surup gidecek. Ama, hep devingen, sanciyan, iceriginde yadsinilmaz bir ozgurluk yatan arayislarimiz, bu esitsizlikten hiz alacak.' diyordu Piraye. Elbette. Giyimden, modadan, cagin sus gereclerinden kacinilamaz. Bu, kadinligi saglamlastiran ozun bir turumdur. Erkek kadin esitligi, daha cok ekonomik ve cinsel sorunlarda aranmali. Tarihsel cikarlar dogrultusunda kadinin bugune dek elde ettigi genis kapsamli bir ozgurluk goremeyisimizin nedeni bu noktalarda yatmaktadir. Sen, kocandan cikarlarin dogrultusunda birseyler bekledin. Koleligin o zaman basladl (5)

Alintida yer alan Piraye'ye ait cumlelerden de anlasilacagi gibi Piraye kadinin bir kole oldugunu dusunmektedir. Tarihsel cikarlar sonucunda olusmus ve suregelen bu koleligin sebebi ona gore ekonomik ve cinsel konumlarda gizlidir. Sevin Cokum, Turk Kadinlar birligi'nde calisan ve feminizm taraftari olarak gorulen kahramani Piraye vasitasiyla tespit ettigi bu sebeplerden ekonomik olani uzerinde durur. Yazar da kadinin ekonomik ozgurlugunu kazanmasini, onun ruhsal ozgurulugunu kazanmasi bakimindan gerekli bir sart olarak gormektedir. Fakat bu ekonomik ozgurlugu elde etmek ugrunda meydona gelebilecek tutsakliklardan da urkmektedir. Buna bagli olarak yazarin kadinlari sosyallesmeye inanmis, ama aile ve cocuk bagini koparmis kadinlari degillerdir. Hikayelerde butun baglarindan kurtulmus, erkeklesmis bir kadindan bilincli olarak uzak durulur. Acikcasi bu iki hayat tarzi -evin ici ve evin disi-arasinda kalmisligi do kadinlik tecrubesinin zenginliklerinden sayar.

Kadin tarihi icerisinde ekonomik ozgurluk ve bunun kazanilmasi onemli bir yer almaktadir. Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda adli kitabinda (6), kadinlarin, ozellikle kadin yazarlarin en buyuk cikmazlarindan birini yazma isini kolayca devam ettirebilecek ve kendilerine ihtiyaclari olan guveni verebilecek yeterlilikte paraya sahip olamayislarinda bulur. Ekonomik ozgurluk, kadina asil ozledigi buyuk ozgurulugunu kazandiracaktir. Boylece ekonomik ozgurlugunu kazanmis kadin, evliligi, hayatin devami icin bir sigorta olarak gormek zorunlugundan kurtulabildigi ve evlilik ekonomik cikarlarin otesinde bir sekil kazandigi icin daha saglikli bir aile hayatina ve daha saglikli bir kadina ulasilabilecektir. Bu durumda kadinlarin calisma hayatini bir ucundan yakalamalari gerekliligi, hatta zorunlulugu ortaya cikmaktadir. Aslinda calisma hoyatina katilma zorunlulugu kadinin egitilmesini de getirmektedir. Peki ya bunun disinda kalandar? Toplumsal duzenin egitim hakkini tanimadigi kadinlar, birdenbire esin olumu ya do bosan malarin arkasindan hayatin butun zorluklariyla karsilasan kadinlar?

Sevinc Cokum ozellikle bu kadinlarin hikayesiyle ilgilidir. Kisisel yetenekleriyle ayakta kalmayi bilen kadinlardan yanadir. Boylece topluma bir mesaj vermeyi de planlayan yazar "Yureklere Ugramak" adli hikayede kocasinin olumu uzerine bir kiz cocuguyla ortada kalan Safiye Hanim'in direnisine yer verir. Hikaye aslinda Safiye Hanim'in kizi Sule'nin hikayesidir. Sule Hanim, once aldatilmis, sonra dul bir kadin ve caresiz bir anne olarak kendini tanimak, hoyat icerisindeki yerini bulmak ister. Kizi Leyla'nin, maddi refahi olcu olorak almis evliliginin uzerinden kendisinin ve annesinin tecrubelerini gozden gecirir. Boylece eser, uc nesli, uc evlilik ve kadin hikayesini icerisine alarak genisler. Kocasinin 'Rose Mary' dedigi Sule Hanim cocuklugunu hatirlarken "dumanli bir zaman araligindan" annesinin dikis makinasinin sesini duyar:

Kiz makinanin gun gece alip verdigi soluklarla yetismisti. Bir ana ve bir kiz...Sokak, onlara adamakilli yabanciydi. Safiye Honim, kocasinin olumunden sonra, gelecek gunleri dikis makinasinin getirip goturdugu iplikierle ormege calisiyordu. Oyle ki, o yillarda Sule'nin anne diye tanidigi sey, bu dikis makinasiydi. Safiye Hanim sanki yok olmus, yerine akil almaz ustalikta nakislar isleyen bir makina gelmisti. (7)

Torun Leyla, Safiye Hanim kadar sansiz degildir. O, hayatini ve beklentilerini ozetler. Para onemli bir olcudur: "Liseyi bitirdikten sonra fakultelerde oyalanmanin geregi yoktu. Calismak daha cekici bir seydi. Bir bankaya girdim.(...) Evlenmek mi? Arabasiz bir adamla evlenmem dogrusu. Cunku babamin arabasi var." (8) Leyla, babasinin arkadasi ve babasi yasindaki Ayhan Abi'yle evlenerek hayatini daha genis bir guvenlik alaninin icerisine alir.

"Denizin Dalgasi Saclarin" adli hikayenin Nahide'si ise okuldan mezun olur olmaz esi Feridun'la evlenmistir. Birkac yil biyoloji ogretmenligi yaptiktan sonra cocuklari dogunca ogretmenligi birakmistir. Simdi ise hayatin degisik ihtiyaclari onu yeniden calismaya cagirmaktadir. Boylelikle bir cicekci dukkani acar:

Kiz, ortayi bitirecek, oglan universiteye gidiyor. Calismaya mecburum. Cocuklarin istikbali icin. (...) Nahide ese dosta bunlari soyluyordu. Artik evine ve kendisine istedigi gibi zaman ayiramayacakti... bunu biliyordu. Evini dusundukce ici sizlar gibi. (9)

Nahide calisma hayatina girmistir. Hem de kendi isini kurmustur. Yazar hikayede Nahide'yi ve esini bir anneler gununun kalabaligi icerisinde, is yerinde ve mutlu gosterir. Ama Nahide'nin akli cocuklarinin istikbalini hazirlarken bugunlerini ihmale takilmistir. Artik o, parcalanmis bir hayatin fedakar bir savascisidir. Bu tur zamanlarda kendini kafesteki bir kanaryaya benzetir. " Saskin, saskin oradan oraya sicrayan, tirnaklariyla tellere tutunup basini durmadan saga sola, arkaya, one ceviren o urkek, sapsari, kucucuk. (10) uzerine kapanmis bir kafesin icerisinde cirpinmalidir. Hayat, kadini sosyal hayata kazandirmistir, ama onun gucunden, zekasindan, kabiliyetlerinden yararlanirken uzerindeki yukleri buna oranla hafifletmemistir. Ustelik, icindeki celiskinin buyumesine yol acmistir. Nahide kadin dogasindan aldigi evcilligiyle hayatin genisligi icerisinde devam edip giden bir mucadelenin resmini cizer. Savasin kutuplari bizzat kendi icindedir. Kendine karsi ve kendisiyle yan yana... Nahide bu durumuyla kadinin ic dunyasindaki bolunmuslugun sadece bir ornegini verir. Ustelik Nahide, kendi duzenini kendisi kurmayi basarabilmis bir tiplemedir. Yazar onun karsisina ayni hikayede Fusun'u yerlestirir. Huzursuz ve mutsuz Fusun'un hayat hikayesinde ise kocasinin hayatini kolaylastirmak icin secilmis bir kadinla karsilasiriz:

Bir ara o da bir terzi atolyesinde calismisti. Temiz dikis diker Fusun. Bir firmanin soforlugunu yapan kocasi, onun disarida calismasina bir turlu alisamamisti. Ustelik evdeki islerin aksamasina da goz yumacak bir adam degildi. Sofra, onune zamaninda kurulmaliydi. Elbisesi, her gun gicir gicir utulenmeliydi. Fusun, oyle azat edilmis birinin rahatligiyla kapiyi cekip gitmemeliydi. Disarisi, bir kadina gore degil. Hele bu zamanda. Boyle dusunuyordu Samim. Evde gecimsizlik artinca, Fusun'u isten aliverdi. Kadin yeniden penceresinin onune dondu. (11)

Fusun bundan sonra hayatinin giderek anlamsizlastigini gordukce bezginlesir. Hareketsizlikten tombullasmis vucudu, uzerinden hic cikarmadigi ayni etek ve bluzu, sigaradan bozulmus sesi ile coktan yasliligi uzerine kondurmus olan Fusun, Nahide'ye gipta eder. Icinde tasidigi zararsiz kiskanclik duygusuyla onun kazanilmis guvenini seyreder.

"Mavi Karanlik" ve "Yabanci Sokaklar" adli hikayelerle kadin ve calisma hayatinin baska bir gercegi ile karsilasilir: Almanya. Calismak uzere Almanya'ya giden erkekler ve onlari bekleyen kadinlar, cocuklar. Bu durum aile hayatinda daha baska yaralar acmistir. Cirpintilar isimli romaninda da dis gocu anlatan Sevinc Cokum, iki toplumun kulturu arasinda kalmak, yabancilasmak gibi konularin yani sira devam etmesini israrla vurguladigi aile hayatinin parcalanisi ve ozellikle de bu durumun kadinlara yuklediklerini bircok hikayesinde isler:

"Mavi Karanlik" adli hikayede fabrika iscisi Hatice, ameliyat oncesinde hastahane koridorlarinda henuz tanidigi insanlarla dertlesirken bir cirpida butun hayatini, emellerini ortayai dokuverir:

- Kaynanamlara yazdim ki, gelip beni aramasinlar. Ben cilemi yalniz basima cekerim, dedim. iki sene oldu kocam Almanya'ya gideli; bunlar sen de oldun mu, halin nasildir diye bir kere gelip sormadilar. Torunlarini da mi merak etmezler? (...) Cevizli'deyken neler cektim ben. Allah'ton, ispirtoya atladim do simdi rahatim biraz. Cocuklar, yuvada. Butun istegim onlaari okutmak. Anacim, ben okuyamadim. Koy yerinde, kucuk yasta apar topar evlendik. Almanya'ya, el yerlerine babalari gibi dusmesin bu cocuklar. Okusunlar adam olsunlar. Bak, hala, iki uc kurusu bir araya getiremedi benimki. Ne yapar, ne eder oralarda bilemem. Hem para pul da yerin dibine batsin. (12)

"Yabanci Sokaklar" da ise yillardir Almanya'da calisan kocasi Cemal'in yanina giden Neriman'in hikayesi anlatila. Neriman, bir baska bolunmuslugun kadinidir. Once kocasindan ayriyken simdi cocuklarindan ayri kalmistir. Yazar anun her iki durumdaki hikayesini ve iliskilerini sergiler. Neriman Almanya'daki hikayesinin basinda dusunur:

Cemal yillardir 'Birgun seni de Almanya'ya goturecegim.' derdi. Gencliginin hayata en derin koklerini saldigi o yillari hep bu umitle, hep 'Ne zaman?' sorusuyla gecirmistin. Derken saclarin agarmisti; uc cocugun derdi omuzlarina bindikce binmisti. Zaman zaman icinde yirmi bes yasindaki bir kadinin sesini duyuyor, sonra bir felakete ugramis gibi sarsilarak kirk iki yasinda oldugunu anliyordun. Yuzune bakan, yalnizligini, eksikligini gozlerinden okurdu. Hatta daha derinlerde gelin oldugun zamanlardan kalma pariltilar da bulabilirdi. Yolculuga hazirlanirken komsuna:

"'Insan neye alismaz ki...' diyordun. Bu ayriliga do alistim. Simdi Almanya'ya gitmek beni korkutuyor. Onumde asamayacagim daglar var gibi. Cocuklari dusunuyorum." (13)

Yavas yavas Almanya'ya alismaya baslayan Neriman bazi kucuk islerde calisir. Ama yuregi, memleketinde biraktiklarandadir:

Yine de kendi pencereni ozhuyordun iste. Gunesin serildigi balkonunu, sardunyalarini, karanfillerini. (...) O yabanci pencereden, sivri ve yuksek catilarin icine korku salan cizgilerine bakip agliyorsun. Boylece gunler geciyor. (14)

Sevinc Cokum'a gore calisma hayatina giris de en az calisma hayati kadar sancili bir donemdir. Ailenin ve cevrenin kadinin calismasini kabullenmesi oldukca zordur. "Beyaz Sessiz Bir Zambak" adli hikayede, Arzu adli genc bir kiz pazarlamaci olmanin arefesinde ve bu sikintili cercevede anlatilir. Yazarin hikayede asil meselesi cevredir. Bu sebeple Arzu'dan cok etrafiyla ilgileniriz. Babasi:

Calisan kiz yarin obur gun onlara kafa tutmaya kalkar mi? Hele kendi parasiyla birseyler almaya baslarsa... (15) diye diretir. Kizinin ise girmesine karsi cikar:

'Olmaz!' demisti. Ac miyiz, acikta miyiz? Hem kapi kapi dalasmayi kolay mi sanirsiniz? Kiz bu islere gore degil ki... (16)

Anne Muhterem Hanim'in endiseleri daha farklidir. O Arzu'nun calismasini ve disaridaki hoyati tanimasini isterken diger taraftan onun sadece kendisinin gordugu cocuksu safligini kaybetmesinden korkmaktadir.

"Bir Geminin Getirdikieri" adli hikayede kocasinin olumu uzerine istanbul'a giderek calismark zorunda kalan kadin bu defa icinde yasadigi Anadolu'nun kapali dunyasinin farkli celiskilerini de omuzlamak zorunda kalir. Hikayede, kadinin calismasi bir namus meselesi olarak algilanir:

Buranin cogu kodinlari gibi, Yusuf'un annesi de istanbul'da bir eve hizmetci olmustu. Nine gelinini oralara gondermemek icin cok ugrasmis, cok soylenmisti.(...) Nineye gore buradan istanbul'a hizmetci durmaya gidenin adi cikardi.(...) O zamandan bu yana Yusuf annesinden soz acacak also yash kadin basindaki ak ortuyle agzini sikica kapatir, bir yerlere kacadrdi. (17)

Calisan kadinin ogluna adi unutturulmaya calisilir. Bu intibalara "Guz Esintileri" adli hikayede de rastlariz. Huseyin Efendi kizi Gulten'i calistirmamak icin direnir. (18)

"Edirne Edirne" adli hikayede ilerici bir cumhuriyet ogretmeni Atifet Hanim'in kadinin calisma hayatina girisiyle ilgili goruslerini ogreniriz:

(...) Calisan kadinlari ben pek takdir ederim efendim. Hem soyleyin kuzum, bir kadin hayat mucadelesinde kocasina nicun destek olmasin? Neden yararli isler gormesin? Hangi cagdayiz? Bazi erkekler var, eslerini calistirmalar. Nicun? (...) Ben zaman icindeki degismelere gelismelere inanirim. Elbette, elbette cumhuriyet ogretmenleriyiz. ilericiyiz. (19)

Kadinlarin sosyal hayata katilmalari ve calismaya baslamalari tamamen bir ihtiyacin sonucundadir. Kendisi icin bir ozguveni saglamark, cocuklara iyi bir gelecek hazirlamak endisesi, kadini evin sicakve guvenli ortamindan disariya cikarir.

sevinc cokum, kadinin ekonomik ozgurlugunu kazanmasi gerektigine inanan bir yazardir. Fakat Turk toplumunda bu surecin cok do kolay olamayacagini ve sancili bir gecis doneminin kadini bekledigini gormektedir. Kadin, bu olumsuzluklar ve tesvikler arasinda yolunu bulacaktir. Degisim tobildir ve kazandirdikiari yaninda goturdukleri de olacaktir. "Goc Sonrasi" adli hikaye hayatin bu zorluklarini yansitmasi bakimindan onemlidir. Bir Karadeniz koylusu olan Murat Usta, uzakiara dalmis gozleriyle yillar once evini terk eden karisi Bahar'i beklerken kente gocun artik bombos biraktigi koyu Uzerinde dusunur. Murat Usta'ya gore butun bunlar, bosalan koyler, terk edilen evier insanlarin ozellikle de kadinlarin paraya olan tutkularindan kaynaklanmistir:

Kadinlar para icin yandilar tutustular, cocuk sevgisi silindi iclerinden. Cocuklari sokaklara saldilar. Ana olmak istemediler bir daha... Bebelerini kazitip kazitip kuvetlere attilar. Iclerinin kani hic durmadi. Kagit gibi sarardilar. El kapilarinda durup yer sildiler, cop doktuler, komur tasidilar. Memleketten cikarken yuzleri guz elmasiydi, soldu, burustu. Cirkinlestiler. Daha otuz besine varmadan gidasizliktan disleri dokuldu. Saclari dokuldu, deterjandan elleri el olmaktan cikti. Cigerlerine toz hastaligi girdi hali vurmaktan. Kimisi isi orospuluga doktu. Once cekinerek korkularla yapti bu isi, sonra alisti ayibina. Boylece bir ev sahibi olundu. (20)

"Guz Esintileri" ve Murat Usta'nin hikayesiyle meslek egitimi almamis kadinin calisma hayatina girisinin getirdigi baska bir boyutla karsilasilir. Vasifsiz isci olarak calisan kadinlarin gunden gune bedenlerinde meydana gelen degisime isaret edilir. Bu arada deginilen baska bir konu da calisan kadinlarin dunyasinin diger gercekleridir: ihmal edilen cocuklar ve kurtaj. Ozelikle kurtajla iki hikayede karsilasilir: "Donme Dolap" ve "Gozden Uzak". Her iki hikayede de kurtaj yazar tarafindan onaylanmaz.

Hikayelerde Evlilik ve Kadin

Sevinc Cokum'un hikayelerinde evlilik kurumu ve evlilik hayati icerisinde kadinin durumu oldukca genis bir sekilde yer alir. Ask, evlilikte aranilanlarin bulunamayisi, askin yok olusu uzerinde ozellikle durulur. Eslerin iliskileri, evlilikte cocuk meselesi, bosanma ve dulluk bu basligin diger boyutlaridir. Fakat burada belirtilmesi gereken Sevinc Cokum'un aileye ve ailenin devamina inanan bir yazar olusudur. Bu sebeple bosanma, hikayelerde az rastlanilan bir durumken, siradanlasan evlilikler, ancak cocuklarin bagladigi esler sikca orneklenirler. Bu gelecek nesillerin ne de olsa bir aile ortaminda hayatlarini surdurmeleri bakimindan gereklidir. "Yuzyil" adli hikayenin cocuk kahramaninin duygulari bu sebeple anlamlidir:

Sehrin bir ucunda anne, bir ucunda baba... Gecen yil ayrildilar. ikisi de birer yabanci benim icin. Ben buralardayim iste. (21)

Evlilikte mutlulugu cok cesitli sartlarda arayan yazar, gercek hayatta insanlarin mutlulugu tam olarak yakalamalarinin imkansizligini vurgulamak ister gibi mutlu evlilik ornekleri vermez. Hikayenin tezatlara dayali ve meseleri vermeye yatkin dunyasi, yazari hep eksik olanla ve yakalanamayanla mesgul eder.

"Sarsinti" adli hikayede buyuk sehrin bogucu hayati kahramanlari kendileri uzerinde dusundururken ask ve evlilik de bu dusunce akisinda yerini alir:

Evlendikten sonra ask denilen sey gunluk hayatin icine yerlesiveriyor. Bir esya gibi. Bir gun ansizin telaslaniyorsun. Neredeydi, diyorsun. Neredeydi? Ariyorsun. Hay Allah, herseyin soldugunu, eskidigini goruyorusun. Iste boyle. Dusunuyorum da 1960 yillari ne ki? Su on dokuz yil nasil hizla geciverdi. Daha dun. Ben incecik bir kizdim. Baban karli gunlerde bile bizim oralara gelirdi. Beni pencerede gorebilmek icin. Yuruye yuruye evine dondugu de olmustur. Kar kis kiyamet. Evlenecegimiz gun yagmur yagiyordu. Saclarima inci cicekleri takilmisti. Guzeldim dogrusu. Benim icin 'Guzel bir gelindi' dediler. Aski soruyorsun. Ask simidi cay bardaklarinda isildiyor, tencerelerde isleniyor. Herseyin yiprandigini goruyaorum, cok kotu. Saclarimin eskisi kadar parlak ve gur olmadigini. Tavalarm karardigint, esyalarin eskidigini goruyorum. Ozledigim seyler bazen bir basagrisi olup cikiveriyor. Sebepsiz bir basagrisi, eski gunlere hasret demektir. Baska ne olabilir? (22)

Askin tukenisi, aranilanlarin bulunamayisi evliligin siradanlasmasini getirir. Yasanilanlar zevk vermemeye baslar. Ciftler, icinde yasadiklari hayatin gerceklerine bazen bu siradonlosmayi hissetmemek icin kendilerini bilerek teslim ederler. Cocuklar bu durumda birlikteligin icerisinde yegane siginak olurlar. "Evlerin lsiklari" adli hikayede Fehmi Bey ve esi kendilerini hayatin akisina teslim etmis, siradanlasmis bir evliligin fertleri olarak cizilirler:

Kadin sobayr yakiyor... Elleri komurden simsiyah, dudaginin kenarinda gene sigara... cocuklar buyuduler, dertleri cogaldi. Kocasi (adi Fehmi olsun) nerelerde vakit oldurecegini bilemiyor, yeni isler denyor. Kari koca birbirlerinden kaciyorlar, sikiliyorlar, sikiliyorlar birbirlerinden. Smitha, Macide, Sevim... Onlar da olmasa... (23)

Sevginin bitmesiyle birbirlerine karsi tahammuleri kalmayan kadin ve erkek cogu zaman birbirlerini suclamaya da baslarfar. Bu durum, kadmi ic dunyasina kapanmaya yonlendirir. "Morlar ve Yesiller" in kadin kahramaninin icinde yasadigi bu furden bir hal yazar tarafindan" ...suclanmasi icin hergun yeni bir sebep, yeni bir sonuc doguruyordu." Cumlesiyle aciklanir. Ayni cahnin altinda ayri ayri hayatlari yasamaya baslayan ciftler bazen "Yuzyil" adli hikayede oldugu gibi yataklarini ve odalarini da ayirirlar:

-Yaninda horlayan biri olmadigina gore uyuman gerekir, dedi.

-Ayri yatmamizi isteyen sendin dedi kadin. Yatakta kitap okuyorum, sigara iciyorum diye az soylenmedin.

-Kendin gittin oteki odaya. Yok sirtin ociliyormus, yok horluyomusum. Ikide birde yukumun arasinda yastigimi cekesleyip durdun. (24)

Sevinc Cokum, "Kutahyali Kiz" adli hikayede evlilikte aradiklarini bulamayan insanlari analatir. Fakat bu defa kahramanimiz bir erkektir. Seyfi ogretmen, yillar sonra dondugu Kutahya nin sokaklarinda dolasirken bir taraftan da hayotini sorgular. Bu sorgulama, yolunda gitmeyen evlilik hayatinin bir sonucudur. Sehrin kiyi mahallesinden bir kizla "gozu yuksekte olmaz" dusuncesiyle yaptigi evlilik, onun modalari benimsemeye yatkinligiyla bir yanilgiya dogru degisir. Yazar, Seyfi' nin karisinin filmelerden, televizyon reklamlarindan meydana gelmis siradan ve aradigi derinliklerden uzak dunyasini mutsuzlugunun sebebi olarak gosterir. Bu durum tabii olarak bir farklilik gostermektedir. Bir kadin yazar olarak kadin dunyasini yansitmasini bekledigimiz Sevinc Cokum, bu defa bir erkek kahramanin ustelik kadin kaynakli mutsuzulugunu okuyucuya iletmektedir. Bu sefer evlilikte aranilanlar bir kadin degil, bir erkek tarafindan bulunamamistir. Seyfi, Kutahya sokakalarinda dolasarak kaybettigi zamani yakalamaya, cocuklugunu b ulmaya calisir. Bu vesileyle hikayeye Kutahya' nin guzelikleri, cinilerin yaninda bir cocukluk askinin isiklari da girer.

Sevinc Cokum, hikayeleri yoluyla evlilik ve ailenin devamina olan inancini vurgulamaktadir. Bu sebeple herseye ragmen bosanma ve ayriliklar aile hayatindan uzak tutulmaya calisilir. Bu tur durumlarda yazar, fedakarligi genel olarak yakistirdigi kadindan bekler. Siradanlasmis evlilikler, pismanlik duygusu, aldatilma, sevgisizlik ortamlari kadin hayatinin trajedisini artirir. Cocukluk cagindan itibaren susmasi, katlanmasi ogretilmis kadin, bircok hikayede bu karakter ozelligiyle karsimiza gelir. "Kadinca" adlr hikaye bu bakimdan ilgi cekicidir. Hikayede farkli evlilik tecrubeleri, hatta ask tecrubeleri yasamis kadinlarla karsilasiriz. Yazar, bu kadin kalabaligi arasindan sectigi Nemide ve Piraye uzerinde yogunlasir. Hikaye aslinda, Nemide'nin hikayesidir. Onu ikinci evliliginin mutsuzlugu icerisinde ve bir donemecte taniriz. Bu durumu on gecmisine dondurur. Hikaye onun bu hatirlamalarindan olusmustur:

Kucuk, renkli dunyasi nasil da birdenbire degismisti... O gunleri hatirlamak bir bundalimi koyultmaktan oteye gidemiyordu. Geride, dar bir sokak, baskilar koyan bir kalabalik, gozu kapali atildigi ilk evliligi duruyor. Bunlarin arasinda annesinin onu zorlayan, sert, kati varligi... Niye donup donup baskin? Nikah toreninde bile isteksiz, donuk ve yabanciydi. Butun o gulumsemelere, kutlamalara yabanci... Gelinligini, gelinlerin duyabilecegi bir sevincle giymemis oldugunu seziyor. Elindeki cicekler ne kadar anlamsiz... Damat, giyimine ozenmis. Bir tras sabunu kokusu icini bulandiriyor. Butun istegi annesinin darlastirdigi bir dunyadan kurtulmak. (25)

Nemide'nin karsisinda yer alan onunla cok farkli bir karakter ve hayat tecrubesine sahip Piraye'ye gore Nemide'nin bir kurtulus ve zorunluluk olarak gordugu evlilik gereksizdir. Cunku Piraye kadinla erkek arasindaki beraberligin cinsel kokenli oldugunu dusunmektedir:

Erkek kadin arasinda cinsel kokenli bir baglantiyi dogru goruyorum. Bunun icin, evlilik gerekli degil. Duygusallik da, bozuk duzenden yapisan kirintilardir. (26)

Bu iki kadinla birlikte esere, evlilik ve kadinla ilgili farkli bir yaklasim gelir. Nemide, bosanarak ozgurlugunu secmis bu kadinin soylediklerini anlayamaz. Yetisme tarzi, bu noktaya kadar edindigi hayat tecrubesi ve icinde yasadigi sartlari anlamasa da Piraye'den farkli oldugunu dusundurur ona. Bu ayni zamanda hayata boyun egmedir. Hikaye Nemide'nin teslimiyetiyle tamamlanir.

Nemide'nin bu hikayesine karsilik evlenmeyi bekleyen yasi gelmis, bazen de gecmis kizlar, evlilik hayalleri icerisindedirler. "Guz Esintileri" nin Gulten'I artik uzak bir gecmiste kalmis genc kizlik hayallerini ve bu hayalleri susleyen ogretmen Kadri Bey'e olan askini dusunur. Ogretmen Kadri Bey ve Gulten, hikayede kaderin bir turlu birlestiremedigi iki yalniz insan olarak cizilirler:

Gulten'in de yildizli bir gogu, enginlere acildigi bir gemisi vardi. El ayak cekildikten sonra, karsi siradaki evlerden birinin penceresinde ogretmen Kadri Bey'in golgesini arardi. Sonra, pencereye dayali basina uykunun kanatlari degerdi. (27)

Gulten 'genc kizligin ipek titresimleri'nden uzaklastiginda hayat onun icin zorlasir. "Ne Kadar is gorurse o kadar cabuk evlenir." diye dusunulerek evin butun isleri gordurulen Gulten, artik zenginlikle yoksullugun icice oldugu dunyada bir otelin temizlik iscisidir.

Sevinc Cokum'un hikayelerinde evlilikle ilgili olarak yer alan bir husus da aldatmadir. "Kadinca"da Nemide ilk evliliginde, evlendikten uc ay sonra kocasinin Bogaz Yolu'nda sevgilisiyle gezindigini hatirlar. Bu kadinin kafasinda genel bir hukum haline gelir. Ona gore aldatma buten erkeklerden beklenebilecek bir tavirdir. Ask bile aldatmayi ortadan kaldirma gucune sahip degildir. "Yureklere Ugramak"ta ise Sule, kocasi Vedat tarafindan aldatilmistir. Kadin kocasinin olumunden sonro hayatinin bu safhasiyla ilgili olarak sunlari hatirlar:

Vedat, bir ara bana sokularak, 'Rose Mary' derdi. 'Bebek'teki kat senin ustune olacak.' Nurhayat'in varlingindan haberim yoktu o siralarda. Vedat, hani soz vermistin bana? Yalniz beni sevecektin. Aramiza cocuklar bile girmeyecekti. (28)

Ardindan kendisini rakibesi Nurhayat'la karsilastirir. Bir olumun arkasindan yapildigi isin bu oldukca trajik bir karsilatirmadir:

Rose Mary derdi eskiden bana. Nurhayat'i bir kez olsun gormek isterdim. Basimi yastiga gomer, gizli gizli aglardim a zamanlar. Butun zona olmustu gogsum. Uzuntuden... Sarisinmis Nurhoyat, oyle soyledi gorenler. 'Kiskaniyorum'

tangosunu unutmus muydun Vedat? Cok da iciyordun son gunlerde. Nurhayat'i, neden sevdin? Saclarim sari degildi benim. Istesem boyardim. Haftada uc gun yikanirim ben. Romeo kolonyalari surunurum hep. Ben seni hic aldatmadim Vedat. Bak evlenmiyorum. Soz verdim sana. Evlenmeyecegim. (29)

Nurhoyat, Sule Hanim'la Vedat Bey'in hoyatina refahin getirisi olarak gelip yapisir. Ekonomik anlamda belli bir seviyeyi tutturmus erkekier eslerini aldatmayi siradan bir hadise olarak gorurler. "Bolusmek" adli hikayede Cemile Hanim'i boyle bir safhada taniriz.

(...)'Keske a bolluk olmasaydi.' derdi Naime Hanim. Bir sure sonra Cemile Hanim'la Fehmi Bey'in arasina baska kadinlar girmisti. Cemile Hanim'in hastalanmasinin belli basli sebebi, alistigi bollugun ve sevginin birdenbire ortadan kalkmasiydi. (...) Yalnizlik, gozyasi ve hep susmak... (30)

"Nideyim" adli hikayede de kadin, esinin kendisini aldattigini bildigi halde cocuklari icin buna katlanmaktadir.

Sevinc Cokum'un hikayelerinde cocuk, evliligi kuvvetlendiren bir unsur olarak gorulmektedir. Esler, her ne kadar evlilikleri siradanlassa do ozellikle kadinin gosterdigi fedakarliklar sayesinde birlikte yasamayi surdururler. Aslinda cocuk bunun disinda da evliligin her safhasinda onemli olmus, hatta, butun hayati etrafinda toplayan onemli bir oge halini almistir. "Morlar ve Yesiller" adli hikayede, cocuklarinin yaninda ikinci plana itilmis ve unutulmus kadinla karsilasiriz:

-Cocuklarla hic ilgilenmiyorsun Lemanl

Kadin, bulasik tasindaki kopuklerde bir bas kaldirinin kabardigini gordu.

- Onlari sen simartiyorsun, dedi yavasca. Bir yandan da bu sozleri soyledigine sasirmisti. Cunku bastan beri kendisine susmayi yakistirmisti. - Simartmiyorum. Onlar, cocuklarim benim, sevgi ve ilgi bekliyorlar. Sense yalnizac kendini ve hastaliklarini dusunuyorsun. (31)

Cocugun yasami, anne ve babanin ortak sorumlulugunda gibi gorunmesine ragmen, cocuklarla ilgilenmek dogasi geregi kadina yuklenmistir. Kadin cogu zaman gecmisine baktiginda bunlari sevginin otesinde bir somurulumsluk duygusuyla hatirlar. "Evlerinin Onu" adli hikayede bu tur bir vak'a ile karsilasiriz:

Hatice, salincaga bagli ipi geceleri cocuk agladikca ceker dururdu. Bazen de derin uykulara dalar, aglamasini isitmezdi. O zaman Musa, kadini sarsarak uyandirir, 'Kalk!' derdi. 'Cocuga sut ver.' Hatice solgun bir zanbaga benzemisit. Uc disi hemen curuyuvermisti. 'Hadi kalk, ogluma sut ver!' (32)

Buna benzer bir durumla "Goc Sonrasi" adli hikayede de karsilasiriz. Tahir, bir koylu delikanlisi olmasina ragmen daima utulu gomelekleri, cilali ayakkabilari, tarali saclariyla, bir sehirli gibidir. Karisi zavalli Hasibe, onun yaninda oldukca yasli gorunmektedir. Yazarin, koy kadinlarini sehirli kadinlardan daha cok ve farkli zorluklara gous germek zorunda olduklarini da anlattigi bu hikayede Hasibe soyle tasvir edilir:

Bu tabanlari catlak, on dislerinin ikisi dogumlarla dokulmus, bes cocugu emzirmekten kemikleri ufalanmis, bukulmus, sari solgun, iki kasi arasina bir derin elif cizilmis kadina kim daha yirmi besinde diyebilirdi? (33)

"Tavus Kusunun Donusu" adli hikayede oldugu gibi cocuk sahibi olmak buyuk fedakarliklari getirebilir. Hikaye bir drami anlatmasi bakimindan da ilgi cekicidir. Bastan sona cocuk ozlemi ve cocuksuzluk temasinin yuruttugu hikaye, kadinin vefa ve fedakarlik duygusunu anlatmasi bakimindan guzel bir ornek olusturmaktadir. Kadin yazarin elinden ciktigi cok belli olan eser bir halk hikayesinin efsanelerle birlesen yapisini gostermektedir. Hikaye, Zubeyde adli kadinin etrafinda kurulmustur. Tek cocugunun bir kaza sonucu olumu uzerine cocuksuz kalan ve bir adha da cocugu olmayan Zubeyde, buyuk bir fedakarlikta bulunur. Evine kuma gelmesini teklif eder:

Efendi, dedi, cok dusundum... Ben sana evlat veremen artik. En iyisi bosa beni sana evlat verecek, neslini devam ettirecek birini al.(...) Sen erkeksin. Yarinlarin olmali... Senin bir dalin surup yesil kalmali, oyle degil mi? Bir cocugu sevmenin ne oldugunu biliyorsun artik... Sen de ben de biliyoruz. Dusun Ferhat, senin neslinin yaninda bir Zubeyde' nin hukmu mu olur? (34)

Bu kabullenisiyle adeta bir efsane kahramani kimligini kazanan Zubeyde' nin kumasi Safak Hanim'la iliskileri de hikayede genis bir yer alir. Safak Hanim'la ayni evde ortak bir hayati surduren Zubeyde Hanim, kumasinin dogurdugu cocuklara, hatta Safak Hanim'a karsi bir ana sefkati tasir. Ferhat'I paylasmaktan cok, onu kaybetmek endisesi tasimaktadir. Surekli olarak kosesinde sessizce gozler ve bekler. Ferhat ise evin icindeki yumusak, isyansiz sukunetten memnundur. Zubeyde'yi efsane kahramani yapan boyutlarindan biri sessizligi, gorunmezligi basardigi sirada kendisine yapisir. Zubeyde gorunmez olmak isterken gormez olur. Butun bu unsurlar, yazarin muhtemelen hazir bir hikayeden, belki bir efsaneden yola ciktigi intibaini uyandirirken bircok ailenin hayati icerisinde cocuga verilen onemi de gostermektedir.

Hikayelerde YasIanma, Gecmise Ozlem ve Zamani Sorgulama

Zaman, Sevinc Cokum'un onemli meselelerinden biridir. Cunku Sevinc Cokum, zamanin akisinin ve bu paralelde meydana gelen hizli degisimin insan ve toplum hayatinda birtakim kopukluklar meydana getirecegine inanmaktadir. Bu sebeple de Zamanla ilgili endiseler tasir. Bu endise onun eserlerine zamanin akisina direnen, akistan sikayetci olan insanlari ve onlarin uyum cabalarini getirir. Diger yandan zaman karsisinda tasinan bu endise, eserlerde zamanin teknik olarak farkli kullanimlarina da yol acar. Sik sik geriye dogru isleyen zaman, yasanan zamana ustaca gecislerle baglanir. Hikayeler, bu uygulamalar dolayisiyla birkac zamanin ustuste kullanildigi renkli bir iklime donusurler. Farkli zamanlarin insanlari ayni hikaye icerinsinde yan yana yer alarak kendi caglarinin dunyaya, insana bakis tarzlarini tasirlar. Bazen bu farkliliklar degisen sartlar karsisinda urkutucu bir boyut kazanirken okuyucunun zihninde kaybolan ve kaybolmak uzere olana karsi bir dikkat gelisir. Yazarin zaman karsisindaki bu secimleri ve hikaye lerde bu paralelde yer alan uygulamalari, pasif bir psikolojiyi ortaya cikarir. Genellikle yasli kadinlar geriye donerek yasadiklari zamani sorgularlar, gecmisin hatiralarla yuklu dunyasini hikayeye tasirlar. Pencereler onlarin dis dunya ile hatta yasanilan zamanla baglarini kuran aracilardir. Bu anlamda pencerenin Sevinc Cokum'un hikayelerinde bir leit motiv degerini tasidigini soyleyebiliriz. Yasli ya da yasliligi secmis kadinlarin hepsi bazen sardunyalarin, karanfillerin arkasinda yer alan pencerelerinde akan zamani yakalamaya calisirlar. Pencere, ic mekanla mekanin arasinda gecisi saglayan bir koridor gorevini ustlendigi gibi aslinda yasanmis ama kapanmamis zamanla yasanmakta olan zaman arasinda da gecisi saglar. Evin sicak, gizemli hatta korumaci dunyasiyla disarisinin buna tezat teskil eden dunyasi burada birlesirler. Bu leit motiv, Sevinc Cokum'un cizdigi kadinlarin karakterlerine de son derece uygundur. "Denizin Dalgasi Saclarin" da Fusun, isten alindiktan sonra penceresinin onune doner, uzerine bir y aslilik cokmustur. "Yureklere Ugramak" hikayesi aslinda Emine Hanim'in karanfilli penceresinden disarida gordukleridir. Yine "Yokus Asagi", Dilber Hanim'in duvarlarla cevrili yapayalniz dunyasinin pencere onunde diger insanlarla birlesmesidir. Hikayelerde bunun orneklerini cogaltmak mumkundur.

Pencere onlerini kendileri icin mekan tutmus kadinlar, yasadiklari zamani sorgularlar. Bu yolla okuyucu karsisinda son derece hareketli devam eden simdiki zamanin hemen kiyisinda uzanan bir gecmisle karsilasir. "Guz Esintileri"nde Binnaz Hanim'in agiza atilan akide sekeri tadinda gecici bir lezzeti getiren genclik gunlerini hatirlayisini okuruz:

(...) Arada bir, cumartesi pazarinda bir baharatcidon aldigi rastikla kaslarini, kirpiklerini, benlerini koyulturdu. Disarida olup bitenleri, tul perdenin ardindan gazetleyerek, pencereyi acip, eli zembilli bir kadinla konusarak ogrenirdi.

Kimi zaman, agzina bir akide sekeri atar, eski gunleri dusunur, cerkes giyimiyle cektirdigi genclik resimlerine bakardi. Arada bir komsularin, konuklarin istekleri uzerine gencliginde yazdigi bir 'mazume' yi okur, hickira hickira aglardi. Acikli filmlere yuregi hic dayanmazdi.(...) Ya pencereler? Pencereler, Binnaz Hanim'l nasil unutur? Saatleri izledigi, insanlari gozledigi pencere, acildigi anda sinirladigi hayatini gosteriyordu ona. (35)

Akip giden yillarin kendinden de birseyler alip goturdugunu artik fark eden Kadin yasliligi kabullense de gencligini, hatta cocuklugunu hatirlamak ister." "Cocuk Gulusleri" nin yasli kadini, kendi cocuklugunu o kadar uzakta hisseder ki:

Kadin, sercelerin ucustugu bahcede simdi yapayalnizdi. Salincaklar hafiften gicirdiyoru. Birden kendi cocuklugunu dusundu. Hatirlayamadi. Sanki boyle bir cag yasamamisti. Sanki baska birinin cocuklugunu hatirliyordu. (36)

"Sarsinti" da gecmis zaman, sebepsiz bas agrilarini da getirir. 'Yeniden Bahar Olsa" da yasli kadinin pencere onunde gecen hareketsiz hayatina bir dogum mujdesi, kipirtilar getirir. Ve O:

Yeniden bahar olsa... Komsularin sicak gulusuyle aydinlansa odalr. Arka Bahcede ciceklerin arasinda bir turku soylese. Ismail Efendi, domatesleri, biblerleri, gulleri gozden gecirse, ortancalarin yanina bir iskemle atip, golgeli serinlikler icinde sabah kahvesini icse... (37)

diye gecmisi yeniden getirmek ister. Halbuki Rozalya Ana icin gencli, pesinden Kosulacak bir sey degildir:

Hele Rozalya Ana icin zaman neydi ki... Yetisecegi bir sey degildi artik zaman... Gencligi otede kalmisti. Bir trenden el ediyordu, arkadan sikma basortusu, duru yuzu, cekme gozleri, huzunle bukulu dudaklariyla... Tren sarsilarak pamuk tarlalarinin arasindan geciyordu... Ve sari topragin otesinde bir yerde kara bir nokta olarak kayboluyoru. Gencligi buydu ne zaman hatirlasa... (38)

Yaslilik zor da olsa kabullenilirken gecmise olan ozlem fukenmez. Zaman yavaslar. Gunler daha agir akmaya ve zevk vermemeye baslarlar. Bazen gecen zamanin nasil biriktigi kahramanda hayret uyandirir. "Alacakli" adli hikayede bu duygu bu duygu soyle anlatilir:

Ne zaman doguyor, ne zaman yaslaniyordu cocuklar? Kizi Esma' nin cocuklugu tophane sokaklarinda cock eski zamanlarda kalmisti. Ya Hulya? Esma Hanim saclarinda ir saclarinda bir kirmizi Kirmizi kurdele, solgun yuzunde bir sevinc, yanr basinda Hulya yi daha dun seyretmiyor muydu? Simsiki kundaklanmish Hulya. Yasama sevinci ile birden simarmasin diye belki. Yok Kemikleri duzene u girsin diye. Hayir tutsakligi da bilsin diye. Ne zaman buyumustu hulya? Ne zaman dogmustu Bahadir? (39)

Yasli kadin, her ne kadar yillarin onu degistirmesine ve bir kosede unutturmasina izin vermek istemese de, kapanan her yilin yuzune cizgiler olarak yerlestiginin farkindadir. Fiziksel degisme, ruhsal cokunyle birlesir. Eskiden zevk veren seylerin artik zevk vermedigi fark edilir. Bu durum, onun kosesine cekilmesiyle sonuclanir. Varligi unutulmaya, dunya uzerindeki izieri bile silinmeye baslamistir. Halbuki diger insanlara daha cok ihtiyacinin oldugu gunler baslamistir. "Gunesin Son Saatleri" adli hikayede yasli kadmin bu turden duygulari soyle anlatilmaktadir:

Eger yasarsam yirmi bes sene sonra kimlerin nerede oturdugunudaha iyi bilecegim. Cunku insanlara daha cok ihtiyacim olacak. Ve bastonumun tok tok diye dosemeyi doven sesi benim sag oldugumu haber verecek isitenlere. Duvarlarda bir suru parmak izim varligimin isaretleri... Cunku bastonum yokken duvarlara tutunarak yuruyecegim, mutfak, hela ve odalar arasindaki mesafe bana bir sokak otesi gibi gorundugunde iyice yaslandigimi anlayacagim (40)

Sonuc

Sevinc Cokum, son donemin hikaye ve romanlar yazan bir kadin yazaridir. Ancak Sevinc Cokum'un hikayeleri 'kadin yazar' olgusunun dusundurdukleri etrafinda degerlendirildiginde onun feminist idealler tasiyan bir 'kadin edebiyati'nin disinda tutulmasi gerektigi ortaya cikmaktadir. Cunku yazar, genel anlamda edebiyatin bir kadin yazari olmayi tercih etmistir. Bu tercihle insan, toplum ve dunya etrafinda dusunur. Ilgisi hizla akan zamanin ezip gectigi dunyalar ve bunlardan arta kalanlar uzerinde yogunlasir. Fakat yazar, dunyayi ve insani butun genisligi icerisinde kavramaya calisirken kadin olmanin kendisine verdigi tecruelerden de uzaklasmaz. Kadina ozgu duyarlik dunyasinin arkasindan gozlediklerini eserine bir zenginlik olarak katar. Bu esnada eser hicbir zaman siradanlasmaz. Populist nitelikli eserler yazan kadin yazarlarin edebiyati 'icini dokme' haline getirdigi noktaya inmez. Bunun sebebi yazarin, bir kadin olarak kadinla degil insanla ilgilenmesidir. Eserin bu saglamligi, hikayenin dunyasi uzerinde israrli durusuyla da pekistirilmektedir. Orijinal kurgu teknikleri ve anlatim vasitalarini cesaretle deneyen yazarin konusuna en yakisan kurgu ve anlatim seklini kolaylikla buldugu gorulmektedir. Ozellikle zamanla ilgili olarak tasinan endiseler de hikayelerin kurgu dunyasina orijinal boyutlar katmaktadir.

Received March 27, 2000

Accepted April 27, 2000

Notlar

(1.) Sevinc Cokum, 1993 tarihinde Egik Agaclar, Bolusmek, Makina ve Derin Yara'da yer alan hikayelerinin buyuk bir kismini Bir Eski Sokak Sesi ve Evlerinin Onu adli iki kitapta toplamistir.

(2.) Bir Eski Sokak Sesi, Bir Eski Sokak Sesi, (1993), Istanbul, s. 11-12.

(3.) Rozalya Ana, Rozalya Ana, (1993) Istanbul, s .7-8.

(4.) Denizin Dalgasi Saclarin, Onlardan Kalan, (1993) Istanbul, s. 142, 147.

(5.) Kadinca, Evlerinin Onu, (1993) Istanbul, s. 67-68.

(6.) Virginia Woolf, (Cev. Sugra Oncu) (1992) Kendine Ait Bir Oda, Istanbul.

(7.) Yureklere Ugramak, Bir Eski Sokak Sesi, s. 147.

(8.) a.e., s. 154-155.

(9.) Denizin Dalgasi Saclarin, Onlardan Kalon, s. 144.

(10.) a. e., s. 147.

(11.) a.e., s. 145.

(12.) Mavi Karanlik, Bir Eski Sokak Sesi, s. 29.

(13.) Yabancia Sokoklar, Onlardan Kalan, s. 175.

(14.) a.e.,s. 183-184.

(15.) Beyaz Sessiz Bir Zambak, Onlardan Kalaon, s. 54.

(16.) a. e., s. 55.

(17.) Bit Geminin Getirdikieri, Bir Eski Sokok Sesi, s. 93.

(18.) Guz Esintileri, Bir Eski Sokak Sesi, s. 68.

(19.) Edirne Edirne, Evlerinin Onv, s. 14-15.

(20.) Goc Sonrasi, Rozalya Ana, s. 82.

(21.) Yuzyil, Bolusmek, (1974] Istanbul, s. 95.

(22.) Sarsinh, Evlerinin Onv, s. 224.

(23.) Evlerin Isiklari, Onlardan Kalan, s. 21.

(24.) Yuzyil, Bolusmek, s. 96.

(25.) Kadinca, Evlerinin Onv, s. 65.

(26.) a.e., s. 68.

(27.) Giiz Esintileri, Bir Eski Sakak Sesi, s. 68.

(28.) Yureklere Ugramak, Bir Eski Sokak Sesi, s. 154.

(29.) a.e., s. 155.

(30.) Bolusmek, Bir Eski Sokak Sesi, s. 116.

(31.) Morlar ve Yesiller, Bolusmek, s. 123.

(32.) Evlierinin Onv, Evlerinin Onv, s. 154.

(33.) Goc Sonrasi, Rozalya Ana, s. 85.

(34.) Tavus Kusunun Donusu, Rozalya Ana, s. 55.

(35.) Guz Esintileri, Bir Eski Sokak Sesi, s. 67-68.

(36.) Cocuk Gulusleri, Onlardan Kalan, s. 34.

(37.) Yeniden Bahar Olsa, Bit Eski Sokak Sesi, s. 161.

(38.) Rozalya Ana, Rozalya Ana, s. 10.

(39.) Alacakli, Evlerinin Onv, s. 100.

(40.) Gunesin Son Saatleri, Rozalya Ana, s. 33.

Kaynaklar

Cokum, Sevinc (1974). Bolusmek, Istanbul.

Cokum, Sevinc (1993). Bir Eski Sokak Sesi, Istanbul.

Cokum, Sevinc (1993). Evlerinin Onu Istanbul.

Cokum, Sevinc (1993). Onlardan Kalan Istanbul.

Cokum, Sevinc (1993). Rozalyc Ana, Istanbul.

Woolf, Virginia (Cev.Sugra Oncu), (1992). Kendine Au Bir Oda, Istanbul.

Hulya ARGUNSAH *

* Yazisma adresi: Doc. Dr. Hulya Argunsah, Turk Dili ve Edebiyati Bolumu, Fen ve Edebiyat Fakultesi, Dogu Akdeniz Universitesi, Gazimagusa - KKTC
Gale Copyright: Copyright 2000 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.